March 5th, 2009 at 11:59am
nasıl bir azimle dönüyor dünya, hiçbir şey olmamış gibi. sokaklarda insanlar ağaçlarda ypraklar gökyüzünde bulutlar sonsuz bir dengenin içinde sanki yaşıyorlar umarsızca hiçbir şey olmamış gibi.
düşen yaprakları ağaçlardan başka kimse önemsemiyor, sert kabuklarla kaplamış herkes kendisini bambaşka bir evrimin orta yerinde sadece kendisi için mi yaşıyor, bir adım daha fazla atmak mı önemli olan neyi ezdiğini düşünmeden, hep daha fazlası için mi bütün bu yaşama arzusu. bütün yıkımların eşiğinde, herkes kendi felaketini mi yaşıyor kabuklarında aynı felaketi paylaşırken sanki başka kapılarda hiçbir şey olmamış gibi. ve unutuluyor hiç olmamış gibi.
kabuğu iyice sertleşmeden elini uzatmak da mümkündü, her bir yaprağın rüzgarda salınışını hissederek, başka hayatların depreminde sarsılarak, sadece kendisi için olmadığını dünyanın anlayarak büyümek her şeyi görerek, hayatın tadına bakıp kokusunu çekip gerçek mutluluğu görmek. sağlam izlerin üzerine basarak değil de iz bırakarak varolmak.
sadece yaşamak çok kolay hiçbir şey olmamış gibi. oysa mutluluk dışarıda bir yerde gizli başka hayatların önemli olduğu her şeyin bir değeri olduğu yerlerde. sadece bil istedim.
December 30th, 2008 at 1:07pm
dünya dönüyor kısmen beyaz, kısmen yeşil, parçalı mutlu üzerindekileri hiç düşünmeden; biz hayat diyoruz akıp geçene ,oysa sadece zaman. kuşlar balkonda bıraktığım yemleri yiyorlar öyle sakin bir düzende, güvercinler üstteki büyük parçaları alıyor serçeler küçük bölmenin altındakilere dalmış martılarsa kenardaki büyük parçaları kapıp gidiyorlar sığırcıklar ortada yoklar belki dünyanın dönüşüne ayak uydurdular sıcacık yerlerdeler şimdi, yaşıyorlar sebeplere ihtiyaç duymadan.
birileri konuşuyor, yazıyor; anlatıyor bize hayata bağlanmayı, yaşamanın altın kurallarını, hayatın bize verdikleriyle mutlu olmayı televizyondaki kadının sesi çarpıyor beynime “kurallarına göre oynarsanız yaşamak zor değil” “hayat size limon verdiyse limonata yapın” yüzüne bakıyorum gözleri çökmüş, dudak kenarlarındaki izlerden belli gülmekten çok dişlerini sıkmış, hayatından memnuniyetsizliği saçlarından yüzüne dökülmüş o kadar savaşmış ki hayatla izleri duruyor her yerde, başaramayınca barışmayı seçmiş ve o inanıyor mutluluğun sırrını bildiğine, hayatı çözdüğüne ürkütüyor beni. hayat gerçekten uzlaşmak zorunda olduğumuz bir düşman, kurallarına uymamız gereken bir okul mu, yaşamak gerçekten bir sınav mı; her adımda doğruluğunu sorgulayıp verdiklerini en iyi şekilde kullanmamız gereken, herkesin bildiği basit kurallar çerçevesinde mi yapılıyor limonatalar peki ya ben portakal suyu istiyorsam sadece
ben burada düşünürken kar sokakları beyaza boyamaya devam ediyor ,hayat akıyor yanıbaşımda uzlaşmak gibi bir derdi olmadan, limonları düşünmeden, sırf hayatla uzlaşmak uğruna sevmeden limonata içen insanlar için de ben portakal yemek istiyorum diyen insanlar için de aynı şekilde ve üşüdüğümüz zaman hepimizin yapması gereken aynı tüylerimizi kabartmak.
hayatın verdikleriyle mutlu olmak erdem mi yoksa bir çeşit mecburiyet mi, peki hayat bir yerde vermeyi bırakır mı, sorgulamaktansa deniyorum, hayatla savaşmak ya da yaşamak istediğin gibi sadece bir seçim hepsi bu belki, belki de en iyisini kuşlar biliyor

November 18th, 2008 at 7:13pm
|

|
yaşanıyor hayat, günler geçiyor günlerin ardından sevmediğim bir şarkıcının sevdiğim şarkısındaki gibi, günler yarınların inşasında sağlam bir taşa dönüşüyor sıva diye sürülüyor aralarına hayaller bir miktar terle karışıp, geçiyor günler birbiri ardına terle karışan hayallerimizi ezerek bazen, düşünüyor insan hayallerinin bedelini yüklediği günlerin sonunda, mümkünlerine bakıyor derleyip hepsini sonraki gününü hangi mümkünlerini gerçek kılmaya adayacağına karar veriyor. insan her geçen günü ayrı bir nakış gibi işleyip koyuyor hayatına, bazen yapamıyor
|
ince bir ipin üzerinde yürür gibi tek düşündüğü düşmemek oluyor bazen, dibine kadar batmamak sadece nefes alabilmek ya da bir nefes daha duyabilmek soğuk duvarların arasında, her gün başka bir mümkünle geliyor hayata ve yerleşiyor hiç sormadan. bazen düşünemiyor insan, soramıyor doğru soruları, bekleyemiyor bazen dayanamıyor, gerçeklerini hayallerine yetiştiremiyor tek mümkünü yoksunluk oluyor, hayallerinin yoksunluğunda geçiyor günler birbiri ardına
görüyor bazen insan, ördüğü duvarların üzerinden bakabiliyor, anlıyor gördükçe yoksunluk her hayatın mümkünü değişse de zamanları.
November 14th, 2008 at 3:01pm
bencillik, insanın kaderi mi laneti mi, dev bir soruişareti. bencillik kendini fazla sevmekten başka bir şey, kulağa ne kadar aykırı gelse de insanın içinde yoğunlaştıkça yayılan bir çürüme gibi hayatları çürüten bir şey.
öyle iyi bir sevgilidir ki; bütün terkedenler hayatının hatasını yapmıştır, bilememiştir kimse kıymetini, hep vermiş hiç beklememiştir (yapılması gerekken birkaç iş, söylenmesi gereken birkaç söz ve alınması gereken birkaç şey dışında, zaten onlarda hakkıydı), ondan iyisini bulamayıp ayaklarına kapanacaktır herkes daha iyisini bulduğunu söyleyenlerse sadece öyle sanmaktadır birgün ona dönecektir,
öyle güzeldir ki; yaklaşan herkes peşindedir aslında, bir insan ya aşıktır ona ya düşman yoksa beğenilmemesi mümkün değildir, olur mu öyle şey,
öyle anlayışlıdır ki; bütün hataları hoşgörür ama prensipleri vardır hoşgörü herkese verilmeyecek bir tavizidr onun gözünde,
öyle haklıdır ki; herkes hatasını anlayıp özür dileyecektir ondan birgün,her söz bir iddia her ilişki bir karşılaşmadır hayat bir rekabettir ve o hep kazanan olacaktır, hiçbir tartışma o haklı çıkana kadar bitmez bitemez.
ve küçük bencil kendi ekseninde çevirirken dünyasını -güneşin etrafında dönen dünyada kader ağlarını örer, bir ahenkle yaşanır hayatlar sonsuz bir uyumun kucağında- bütün mutluluklar teğet geçer ona
bencillik hepimizin içinde var biraz ama bazılarımızı ele geçiriyor habis bir şey gibi, durdurabilen durdursun
September 12th, 2008 at 11:21am
kocaman bir karanlığın içinde yaşarken dünya, tek bilen olmak karanlığı; sesler ve kokularken tek anlam daha fazlasını hissedebilmek
herkes memnunken karanlığından denedim paylaşmayı renklerimi, rüzgarı hissetmek kadar güzeldi kendini bırakmış kayan bulutları görmek, açmak istedim gözlerini ne kadar acı verse de değerdi. deliydim onlara göre renk de yoktu ışıkta sesler bile fazlaydı belki, nasılsa her şeyin sonu aynıyken eskimek ve bitmek için geçerken zaman karanlığın içinde sakince beklemek varken değer miydi bunca acıya. gözlerini kapatıp yaşamak normal bir hayatı seslerin büyüsüyle kendinden geçip en fazla huzurla eskimek herkesin yaptığı buyken benim ne farkım vardı deliliğimden başka
sakladım yıllarca renklerimi, anlatır gibi oldum uzun sürmedi sustum.rüyalarımda takip ettim ışığı uyandım, duvarların içinden geçtim, başka dünyalara dokundum, vazgeçmedim renklerimden, yaşadım hayallerimin peşinde gerçeğimi kovalayarak. bekle, anlatacağım hepsini bilmek istersen